Gelgit
"Dünya çok güzeldi. Terk edilemeyecek kadar güzeldi. Yoksa içinde yaşanamayacak kadar mı güzeldi?"*
İnsanoğlu yine savaşıyor, işe gidiyorum, haberlerde ölüler, şiirlere sığınıyorum, hayat pahalılığı aldı başını gidiyor, savaş çıktı daha kötü olacak diyorlar, kaygılanıyorum, şafak artık erken sökmeye başladı, sabahları binalarla ve bulutlarla şekillenen ufka tutunuyorum, havalar çok dengesiz, herkes hasta, soğuk bir akşam üniversite kampüsüne gidiyorum, gençlerle beraber kalabalık masalarda yemek yiyorum, neşeleriyle ruhum doyuyor, gençlik ne güzel şey diyorum, işyerinde bazı hoyratlıklar oluyor, üzülüyorum, kampüste klasik Türk müziği dinlediğim akşamın anısına sığınıyorum, işte yoruluyorum, dolunaya bakıp dinleniyorum, kendimi yalnız hissediyorum, parkta yanıma bir kedi gelip dizime başını koyuyor, kendimi şanssız sayıyorum, internette görüp, merak ettiğim yabani minik menekşeler evimin önünde karşıma çıkıyor. Günler böyle gelgitlerle geçip gidiyor…
“Dünya son derece kırılgan, her şey olabilir, sebepsiz yere.” Bu hafta Jim Jarmusch'un Father Mother Sister Brother isimli son filmini izledim. “Dostu ya da sevgiliyi seçersin ama aileyi seçemezsin.” Bu cümlenin ekseninde dönen bir film. Filmi izlerken, sık sık ah şu bizim hüzünlü yalnızlığımız, dedim. Anne, baba, kardeş olmak hiç kolay değil. Hele insanı her fırsatta ezen bu sistemde hiç kolay değil. Birbirimizi sevgimizle kurtarmak da kolay değil.
“Bugünlerde insanlarla aramda bir uçurum olduğunu düşünüyorum; bütün insanlar arasında bir boşluk var. Ve ürkütücü bir boşluk değil bu. İnsanların arasında var olan boş hava, duygularla aşılabilir, ama aşılamayabilir de. Başka bir şeye ihtiyacınız var veya baştan bir şeye ihtiyacınız var. “* Anne Enright'ın Çitkuşu isimli kitabını çok sevdim. Bugünlerde bir kitaba devam etmekte zorlanıyorum. Kitap Carmel, kızı Nell ve babası Phil'in hikayesi ekseninde ilerliyor. Bir ailedeki kuşaktan kuşağa aktarılan travmalar, kadın ve yalnız olmaya dair söylediği sade şeyler beni kitaba bağladı. “Belki de, eğer bir kadınsanız, uyumak yeterliydi. Otobüste de olabilirdi, uçakta da. Uyuklayıp, ömür boyu bakmakla yükümlü olduğunuz yabancı bir adamın yanında uyanabilirdiniz.”* Kadınlar Günü geldi, kadınlar günlük hayata ne kadar çok görünmez emek veriyor değil mi? Okurken Carmel'in yorgunluğunu canıgönülden hissettim.
Kitapta beni en çok vuran sorulardan biri de, Nell'in birbimizi bu kadar sevip de neden birbirimizi kurtaramıyoruz diye sorduğu kısımdı. ”İşimiz bittiğinde, ortalığı toparlayıp eşyaları yerleştiriyorum ve birbirimizi neden kurtaramadığımızı merak ediyorum; kurtarılmaya kesinlikle ihtiyacı olan ve birbirlerine olan sevgileri mutlak olan iki insan.Çünkü annemi seviyorum. Onu o kadar çok seviyorum ki, şimdi yapacaklarım beni dehşete düşürüyor.”*
“Kuş kendisinden ibaretti işte. Herhangi birimiz buraya gelmeden uzun zaman önce de vardı, hepimiz gittikten uzun zaman sonra da var olacak. Peki ya insan? O neyi devralıp neyi miras bırakacak? Umut, hayal kırıklığı, sevgi, neşe, yetenek, merak, zeka, travma mı?”*
Şu kısacık ömrümüzden neyi miras bırakacağız bu dünyaya?
merhametle,
emel🫂
*Anne Enright - Çitkuşu




